Ana Sayfa Blog Yazı detayları
EYÜB EL ENSARİ HUZUNDA KAVGABookmark and Share





Elbette insanlar onu ziyaret etmeli, elbette onu ziyaret farklı ama biraz edeb de lazım giderken ona...
Geçenlerde soluğu manevi bir atmosferi olan mekânlarda aldık. İlk durak Nakş-ı Kadem’i ziyaret olurken, ikinci durak Eyüb El Ensari’nin yurdu oldu. Hayatın hengâmesinden bir nebze olsun sıyrılıp rotamızı çevirirken Peygamber dostunun evine, karşılaştığımız manzara geçen yıla nazaran daha bir artış göstererek boğucu hayat statüsünü çoktan içine almış gibi görünüyordu.

Bu kalabalık kimlerden oluşuyor?

Sükûnet yerini çoktan kalabalığa devretmiş. Avlu tıklım tıklım dolmuş taşmış… Müthiş bir kalabalık… İnanılmaz bir izdiham… Sanki mankenlik ajansı başvurularının yapıldığı bir mekân oluvermiş. Görür görmez öfkeyi, siniri, hüznü ve gözyaşıma hâkim olma duygularını bir anda yaşarken, gözlerimle etrafı süzmeden de edemiyordum. Gelinler, damatlar ve akraba-i taallukatı, sünnet çocukları ve davetlileri, transparan tüllü kıyafetler, lolita tarzı kızlar, yeni yürümeye başlamış çocuklara gelinlik giydirme huyumuz, o hengamenin arasında gözlerimi kamaştıran allı morlu makyaj geçitleri… Salon kıyafetleri ile yaşını oldukça büyütmeye çalışan genç kızlar, spor tarzı kıyafet tercihleri ile vücutlarını gayet güzel sergileyip yaşlarını küçültme çabalarında olan büyükler… Gel gelelim herkes halinden memnun! Sözüm ona memnun olmayacakları bir durum yok hani! Toplumda sorgulanmayan, gelenekselleşmiş haller bunlar.

Onca kalabalık türbeye girme gayretindeyken, aradan girebilir miyim planlarımı geride kaldı ve kalabalıktan nefes alamayışım yaptığım planları suya düşürdü. Bu, ziyaretimi biraz sonraya ertelememe ve camiye girmeme vesile oldu. Camiye girdiğim vakit huşu ile namaz kılacağım bir köşe ararken, camiyi yatakhane zanneden ahali ayaklarını kıble hizasına uzatarak horuldarken, bulduğum köşede namazımı kılmaya çalışıyordum. Bütün vesveselerden uzaklaşmayı dilerken… Nitekim bunu da başaramayarak, yanıma gelen iki genç kızın fiskos sohbetini kıyamda, rükûda, secdede dinleyerek, bende dâhil olarak o sohbete namazımı heba ediyordum. Kıyafet analizleri, enteresan hırsları, çanta-ayakkabı-rekabet muhabbeti ile namazım esnasında bana “toplum dini” hadisesini hatırlattı bana onların fiskosu. Eş-dost ve akrabaya rezil olmama çabasına bürününce bu iki genç kızın muhabbeti, ben de Kur’andaki derinliğe dayanıp, ilmimin izin verdiği ölçüde meta ihtiraslarına kökten bir çözüm getirerek şu ayeti kelimeyi okudum:

“Ey inananlar, bir topluluk diğer bir topluluk ile alay etmesin, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınlarla alay etmesinler, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi küçük düşürücü kelimelerle çağırmayın. İnançtan sonra yoldan çıkmak ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse onlar zalimlerdir.” (Hucurat suresi 11. ayet.)

Türbe içinde kavga

Eyüb El Ensari’nin kabr-i şerifini ziyaret ederek ruhaniyetinden hissedar olmayı ve ziyadesiyle ahsen-i takvim mertebesine ulaşmayı umut ederek camiden çıktım. Başımı kaldırıp baktığımda değişen hiçbir şey yoktu. Değişen tek şey gelinler, damatlar, sünnet çocukları. Salona girecekler belli, düğün sahipleri belli, boyalı cilalı kızlar, abartılı kıyafetler, arada göz göz parlayan havuz önündeki flaşlar… Kim bilir belki de bu renkli(!) tablo bu mevsime hastır.

Eyüb El Ensari’nin huzuruna yol alırken, Medine-i Münevvere’de Ravza-ı Mutahhara’ya gidiyormuşçasına olan tavrım, içeriye girdiğimde karşılaştığım manzara ile hüzne büründü. Sünnet çocuklarının ezilen pelerinleri ile çıkan tartışma yerini kavgaya bırakıverince, gözler önünde kuaförde yapılan zahmetli saçlar ellere dolanınca, olaya müdahale etmek için içerden hışımla gelen imam Arapça olarak Kur’an’ın şu ayetlerini okuyarak sükûneti sağladı. Akabinde mealini okumayan imam gözlerini süzerek birinin bu ayet-i celileyi açıklamasını beklerken, dudaklarımdan dökülen meal, içimde biriktirdiğim sinir, öfke, hüzün duygularını gözyaşı vuslatı ile arındırdı: “Ey inananlar, sesinizi peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın ve birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın. Yoksa siz fark etmeden amelleriniz boşa gider.” (Hucurat suresi, 2.ayet)

Eyüb El Ensari yurduna varmadan evvel yapmış olduğum manevi planlarım, yerini filmleri aratmayacak bir gösteriye bırakınca daha rahat bir zamanda planlarımı yapmaya ahdettim.

Tekrar görüşmek ümidiyle esselamü aleyküm ve rahmetullah ey Peygamberin ev sahibi!

“sakın terk-i edebden…”

Hatice Tüfekçi

http://www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=4521



    Puanlama sonucu puan (2,5)
    1     2     3     4     5    

Toplam (386) oy kullanilmis.

Yazar: Hatice TÜFEKÇİ
Tarih: 6.1.2012 07:40:10
Okunma : 4531

Toplam (0) yorum yapilmis.
 
 isim      mail (gizli kalacaktır)

Beni Hatırla
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış.

© 2011 Copyright Hatice Tüfekçi