Ana Sayfa Blog Yazı detayları
EBRU YAPARKEN DÜNYADAN KOPUYORUM!Bookmark and Share



Ebru ve tezhib sanatçısı Şeyda Özden'le ebru ile maceralarını konuştuk.
Emek istiyor, sabır istiyor ebru sanatı. Hataları düzeltmede ise zarif bir dokunuş umuyor. Ahengin sanatı diyorlar ona… Ama hakikatte o dokunuşlara bakmak kalben beni rahatlatıyor ve huzur buluyordum. Araştırdım, anası atası için “hüsnü hat” diyorlardı. Hat sanatı için “Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” diyorlardı. Ebru sanatı da bu topraklarda işleniyordu nakış nakış... Suya düşüyordu damlalar, suya yazı yazılıyordu adeta, dans ediyorlardı. Bazen alyuvarlara bazen akyuvarlara benziyordu. Hatta bazen bulutları görüyordum. Bir de üzerine Lafzatullah’ı yazılınca eşsiz olduğunu görmekse kaçınılmazdı. Elimize bizi alıp, fırçalarla boyaları tekneye dökünce inanılmaz bir genişleme ve sabır buluyordum kendimde.

Teknesinde halen ihtisaslar yapan, ebru sanatını icra eden bir hocanın kapısını çaldık. İcazet almak zordu ondan, biz sorular sorduk.

Şeyda Özden şimdiye kadar neler yaptı? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1997 yılında Uludağ Üniversitesi Seracılık bölümünden mezun oldum. Özel bir firmada 5 yıl üretim sorumlusu olarak görev yaptım. Akabinde 2002 yılında İstanbul'da özel bir serada danışmanlık yaparak kendimi geliştirdim. Yine aynı sene içerisinde Eyüp'te Cafer Paşa Medresesi’nde İsmail Dündar'dan ebru dersleri almaya başladım. 2003 yılında Üsküdar'da Lalezar Ebru Atölyesi’ni kurdum ve talebeler yetiştirmeye başladım. 2004 yılında Feyza Yıldırım’dan tezhib dersi almaya başladım ve 2005 yılında Avrupa Birliği projesinin desteğiyle Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın düzenlemiş olduğu kurslardan, çerçevecilik derslerine katıldım. Merhum Camcı hocanın atölyesinde hocası, Ali Diken'le 7 ay ve daha sonra da kendi atölyemde profesyonel olarak çalıştım. Ebru sanatı üzerine Üsküdar İslam Sanatları Merkezi’nde 2 yıl ihtisas yaptım ve sanatımı güzel icra etmek adına Osmanlıca dersleri aldım ve yine Fuad Başar Hoca’dan icazet aldım. Böylelikle alanımda aranan bir isim olmaya aday oldum. Yine tezhib çalışmalarını Dr. Hatice Aksu’yla grup çalışması kurarak yaptım ve Kültür Bakanlığı’nın yarışmasında, gelincik ebrusu sergilemeye hak kazandım. Halen İsmek’te, kendi atölyemde ve Fatih’te bulunan Türk İslam Sanatları Merkezi’nde dersler veriyorum.

Şeyda Hanım ebru sanatına olan ilginiz nasıl başladı? Mesela bir gün; Hatip Ebru olarak bilinen, Ayasofya cami Hatibi Mehmet Efendi tarafından zemin üzerine çiçek veya hatip desenleri ile ortaya çıkan bir ebru çeşidini görerek “işte ben bu sanatı icra etmeliyim” diyerek doğan bir hal midir bu?

Ebru sanatına alakam özel bir serada danışmanlık yaptığım dönemde başladı. Yoğun iş tempomdan dolayı rahatlamak amaçlı ebruyla ilgilenmiştim. Zamanla ebru sanatı, mesleğimin önüne geçti ve bir senelik öğrenciyken Üsküdar’da Lalezar Ebru Atölye’sini kurdum. Hocalarımın teşviki üzerine ebru dersleri vermeye başladım. Toprakta çiçek üretirken artık suda çiçek üretiyorum yani bu anlamda mesleğimden fazla uzaklaşmış saymıyorum kendimi. Yine suyla toprakla ve çiçeklerle uğraşıyorum.

“Ebru sanatı nedir?” desek, işi ehlinden öğrensek ve size sorsak “ebru sanatı insana neler kazandırır?” diye?

Suda erimeyen boyaların, yoğunlaştırılmış su üzerine serpilerek, nakışlı kâğıt elde etmek sanatına ebri veya ebru sanatı denir. Ebri farsça bir kelime olup bulut/bulutumsu anlamına gelir. Bu kelime değişime uğrayarak dilimize ‘Ebru’ olarak yerleşmiştir. Sözlük tanımının dışında da bana göre ebru, denge demektir. İnsana dengeli ve ölçülü olmayı ve bazı şeylerin kolay kolay elde edilemeyeceğini yani, yine tekrar edeceğim sabrı öğretiyor.



Şeyda Özden bu sanatı icra ederken hocalarından kimi örnek alıyor?

Elbette öncelikle hocamızın hocası Rahmetli Mustafa Düzgünman ve hocam Fuad Başar’ı. Geleneksel çalışan her hocamız tabi ki bizlere örnek olmuştur.

Ebru’nun yanı sıra ilgilendiğiniz başka sanat dalları var mı?

Ebru sanatının dışında, yaklaşık yedi yıldır, tezhip dersi almaktayım. İlk hocam Feyza Yıldırım’la başladım ve şuan ihtisas sınıfında Dr. Hatice Aksu’yla birlikte çalışmaktayım.

Lalezar Ebru Atölyesi’nde birçok talebeniz var. Onların ebru sanatına olan ilgilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her yaştan ve her meslekten öğrencilerimiz geliyor tabi ki hepsi zamanla bu sanatın güzelliğini ve diğer sanatlardan farklılığını anlıyor ve büyük keyif alarak çalışıyorlar. Çıkan eserlerin tek ve kişiye özgü olması da en güzel tarafı… Bazı öğrencilerim, meslekleri dışında zamanla bu iş üzerine yoğunlaşıp kendilerine ebru yapmak için daha fazla vakit ayırıyorlar.

Öğrencilerinizi ne kadar zamanda mezun ediyorsunuz?

Öğrencilerimizle en az üç yıl çalışıyoruz ama tabi ki bu sanatlar usta-çırak ilişkisiyle devam ettiği için bizim çalışmalarımız öğrencilerimizle uzun soluklu oluyor.

Öyle dersler vardır ki, bazen sohbete dalar gider bazense hiç konuşmadan sanatı icra edersiniz. Peki, sizin ders esnasında talebe- öğrenci ilişkisindeki kurallarınız nelerdir?

Öğrencilerimiz tabi ki bu sanatın başlangıçta hemen sonuç alınacağını düşünüyorlar ama bu sanatla iç içi olduklarında dışarıdan izledikleri gibi olmadığını anlıyorlar. Bu işin özü öncelikle sabırlı olmaktır. Çünkü bu sanatta ön hazırlık zahmetlidir. Zahmetsiz rahmet olmaz. Rahmete ulaşmak için ebrunun zahmetine katlanmamız gerekiyor. Aynı zamanda bu sanatta devamlılık çok önemli, elimize söz dinlettirebilmek için düzenli bir çalışma gerektiriyor.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış” sözü ile adeta İslam sanatlarını çerçevelediğini anlıyoruz. Bu meyanda Şeyma Özden kendini bu sanatın neresinde görüyor?

Elbette ebru sanatında sadece su üzerinde boyaları damlatıp şekil vermekten ibaret olmadığını tekne başına geçtiğimizde anlıyoruz. Her tekne başına geçtiğimde yeni bir şeyler öğreniyorum. Hala da öğrenecek çok şeylerin olduğunu düşünüyorum.

Suya yazı yazılmaz derler. Ama ebru ile su üstüne yazı yazıyor ve renkleri orada dans ettiriyorsunuz. Su ile renklerin bu bileşkesi hakkında siz ebru sanatını icra eden bir hoca olarak neler söylemek istersiniz?

Tamamen ödün mucizesi diyorum. Ödün kıymeti bu anlamda büyük bizim için. Boyaların içindeki etkisinden dolayı kitre üzerinde kalıcı ve muhtelif boyalar üst üste atıldığında birbirine karışmıyor ve hepsi öd ayarına göre yerlerini buluyor.

Ebru Sanatı da, tezhip sanatı gibi birçok deseni içinde barındırıyor. Battal ebru, gelgit, şal, serpme, bülbülyuvası ve akkase ve dahasu… Bazen bu desenlerin dışına çıkıp, o anki ruh halinizi yansıtan eserler işliyor musunuz?

Daha çok Lahor diye isimlendirdiğimiz bir boyamızla yaptığımız, kumlu ebru çalışmalarında bu tarz denemelerim oldu. Uzun süren bir çalışma sonucu bazen hayalinizin dışında çok farklı desenler elde edebiliyorsunuz ve tekrarı da bir daha mümkün olmuyor. Ebru sanatının en güzel yanı da tek olması, çıkan eserin bir eşinin olmaması…

İslami sanat; terbiye metodu demek, terapi demek, sabır demek, hata yaptığınızda itina ile düzeltmek demektir. Yaptığınız her ebru tablosunda bu meziyeti görüyor musunuz?

Elbette, özellikle bazı çalışmalarımız hata kaldırmıyor hatta düzeltelim derken bozulabiliyor da. Bu nedenle sabır çok önemli diyoruz. Sabrımız her seferinde sınanır tekne başındayken. Bazen saatlerce emek sarf ettiğimiz bir çalışmamız, hatalı olarak tekneye yatırılan kâğıt sonucu bozuk çıkabilir, bunun düzeltilme şansı yoktur. İnsanı terbiye etmesi, törpülemesi açısından çok değerli bir sanat ebru, tıpkı diğer sanat dalları gibi…

Ebrunun, hiçbir teknoloji, çağdaş malzeme kullanılmadan tamamen çıktığı dönemin koşullarına, araç ve gereçlerine sadık kalınarak sürdürülen bir sanat olduğunu biliyoruz. Doğal kök boyalar, sığır ödü, gül dalı ve at kılından fırçalar... Özellikleri incelikleri var. Nedir ebrunun derdi?

Senin de ifade ettiğin gibi doğal kök boyalar, at kılı ve gül dalından fırçalar sığır ödü, kullandığımız sıvı kitrenin yoğunlaştırılmış hali(geven otu denilen bitkinin özü). Yaratanın, kâinatta yarattığı her şeyin bir amaca binaen yarattığının göstergesidir. Yani hiçbir şey boşa yaratılmamıştır. Bu sanatta da kullandıklarımız tamamen doğal ve bizler doğadan etkilenerek o güzellikleri stilize etmeye çalışıyoruz. Yeri geldiğinde biz teknemizde gökyüzünü, denizin dalgalanmalarını, kaya parçalarını, zaman zaman alyuvarlara benzeyen şekilleri yani kâinatın nerdeyse küçük zerreciklerini dahi teknemizde görebiliyoruz. En önemlisi bizim irademizin dışında da şekillenmeler görebiliyoruz yani burada da bizim irademizin ancak bir yere kadar hükmü var…

Ebru yaparken bir nevi terapi oluyor. Kendinizi teknenize verdiğiniz anda beyin yorgunluğunuz sıfırlanıyor da diyebiliriz. Siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Çoğunlukla öğrencilerle birlikte çalıştığımız için onlarla çalışma esnasındaki hissiyatım çok farklı. Her sene (gerek atölyede gerekse İsmek kurslarında) farklı insanlara bu sanatı icra etmeye çalışmak onların bu işe karşı ilgi ve heveslerini görmek insana büyük haz veriyor tabi ki. Kendi başıma çalıştığım esnada ise tamamen kendimi verdiğim için dünyadan kopar bir şekilde çalışıyorum sanırım. Varsa etrafımda birileri onları dahi görmez ve duymaz olurum.

Peki, Şeyda Hanım ebru sanatı ile uğraşmak isteyenlere, gönüllülere neler tavsiye ederseniz?

Öncelikle bu işte sevmek çok önemli sonra sevdiğine de sabreder kişi. Bu sanata gönül verenler mutlaka bir usta ile çalışmalıdırlar ve mümkün mertebe ustalarının izinden gitmeliler ve asla aceleci davranmamalılar.

Şeyda Özden Hanımefendiyi ziyaret etmek isteyenler: Üstüdar Lalezar Ebru Atölyesi Aziz Mahmut Hüdayi Sokak Aziz Mahmut Efendi Mahallesi Yadigâr Apartmanı No:2/1 0216 532 10 73



Hatice Tüfekci


http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=5911



    Puanlama sonucu puan (2,4)
    1     2     3     4     5    

Toplam (369) oy kullanilmis.

Yazar: Hatice TÜFEKÇİ
Tarih: 6.1.2012 07:05:50
Okunma : 4651

Toplam (1) yorum yapilmis.
 
 isim      mail (gizli kalacaktır)

Beni Hatırla
fifa16mall.com  18.10.2015 03:02:35
Come on, Stop! [url=http/visual.ly/users/teresaarms987]fifa16mall.com[/url]

© 2011 Copyright Hatice Tüfekçi